Spatyom

Spatyom, bedenden kesin olarak ayrılan ruhun gittiği bir mekandır. Ahiret, öte dünya, öte alem ya da ruhlar evreni de denen bu yer, ruhun imajinasyonuna ve serbest düşüncesine göre en uygun formları oluşturacak bir yapıdadır.

Spatyom mekanı, fizik alemimizin hem içinde, hem de dışındadır. Yani insan bir yönüyle spatyomun yüzeyi ile temasta, diğer yönüyle de fizik alemin içindedir. Bunlar birbirinin içine girmiş sınırı belli olmayan iki ayrı alemdir.

Spatyomun da maddesi ve atomu vardır, ama, fizik madde ve atomdan farklıdır. Fizik dünyamıza oranla daha yüksek ve ince tertipteki maddelerden oluşmuş bir madde alemidir. Spatyomdaki planları ve düzenleri gözlemleyen bir insan, oradaki eşyanın geçirgen nitelikte olduğunu, daha parlak, daha ışıklı durumda bulunduğunu görür. Spatyom alemi, Dünyamızın fizik araç ve gereçleriyle keşfedilemez. Fakat o alemi insanın, kendi kişisel deneyimleriyle tanıması mümkündür.

Aslında spatyom bir bilinç halidir. İnsan, ya farkına varmadan ya da belirli yöntemleri kullanarak, bu bilinç halini yaşayıp, spatyomdan izlenimler edinebilir. İnsan ölüm olayı ile, bedene bağlı bilinç halinden çıkıp, daha farklı bir bilinç haline geçer.

Spatyom bir bilinç halidir:

Spatyom, ölülerin sığındığı bir alem değildir. Biliyoruz ki, ruhun ölümü diye bir şey yoktur. Spatyom bir bilinç halidir. Ve orada da enkarne olunur. Dolayısıyla ölüm olayı, varlığın tamamen bir şuur değişimi halidir. Kısaca yeryüzünde yaşamak da bir bilinç halidir, spatyomda bulunmak da bir başka bilinç halidir.

Bir ruh varlığı, sonsuz olan evrende tekamülü için kendisine tanınmış her olanağı kullanır. Bütün olay, varlığın giderek bilgisini arttırması, kendini ve çevresini bilmesidir. Böylece maddeye hakim olarak, hem onu, hem kendini geliştirir. İşte bu amaçla insan, spatyom ile dünya realitesi arasında gider, gelir. Hiç şüphesiz spatyomun üst kademeleri de son durak değildir. Tekamül yolculuğu sonsuz evrende sürer, gider.

Ölümden sonra spatyoma geçen ruh varlığı, bu mekanda, tekamül derecesine göre yerini alır. Bunu,varlığın içinde bulunduğu şuur alanı, dolayısıyla yaymış olduğu titreşim veya ışınım gücü tayin eder.

Spatyom bilgisinin yararları:

Yeryüzünde yaşarken bedenimizle ilgili nasıl birçok bilgilere sahipsek ve canlı olarak üzerinde bulunduğumuz Dünya’mızı nasıl tanımaya çalışıyorsak, spatyomu da, imkanların elverdiği ölçüde tanımak hakkına sahibiz. Çünkü, orası da varlığın yaşamını sürdürdüğü bir mekandır.

Ölüm olayı ile varlık üç boyutun dışındaki yeni bir gerçekliğe girmiştir. Bu yeni realitenin üzerinde bıraktığı etkileri yorumlamakta güçlük çeker. Çünkü beden kanalıyla gelen kabalaşmış etkileri aldığı dünyayı henüz terketmiştir. Oysa, şimdi mantık dışı bir ortamdadır. Spatyomda hiçbir şey sürekli değildir, anında meydana gelir ve belirir ve bir süre dayandıktan sonra kaybolur. Örneğin bir kitap imajine edersiniz, konsantrasyonunuz zayıfladığında o kitap kaybolur. Bu durum varlığı şaşırtır. Dünyadaki zaman anlayışımız ile buradaki zaman anlayışımız arasında da fark vardır. Buradaki zaman oynak, doğrusal olmayan bir zamandır. Örnek olarak, 80 yaşında ölen bir insan, kendisini orada 30 yaşındaki haliyle bulabilir. Varlığın mekan ve mesafe anlayışı da altüst olmuştur. Bir anda bir yerden bir yere ulaşabilir. Bütün bu olaylar, varlığı, bu yeni bilinç ortamında şaşkınlığa uğratır. Öyleyse, öldükten sonra ister istemez gideceğimiz spatyom ve spatyom hayatı ile ilgili bilgileri öğrenmek bizim için çok yararlıdır. Ölüm ötesi yaşam, ne korkulacak, ne de yasaklanmış bir konudur. Bu alem hakkındaki bilgiler, ya medyomların kendi izlenimleri ya da onlar kanalıyla verilen ruhsal mesajlar vasıtasıyla elde edilir.

Dünyanın birçok yerinde, birçok araştırmacının, spatyom hakkında elde ettiği bilgiler çok fazla olmasına rağmen, bu mesajlar bize spatyomu yüzde yüz bir kesinlikle tanıtmaz. Çünkü spatyom alemi sınırsız imkanları ve çeşitliliği ile dünya realitesi tarafından tamamen keşfedilemez. Bilinebilenler, iki çizgi arasında sınırlı kalmaktadır. Bu sınırların dışını tanımaya, idrak kapasitemiz ve kavramlarımız yetmemektedir. İnsan, daha ileri tekamül düzeylerine ulaştığı zaman, spatyomu çok daha iyi tanıyacaktır.

Spatyoma ilk adım ve devreler:

İnsan zihni sınıflandırma yapmaya alışık olduğundan, daha rahat anlaşılabilmesi için spatyom hayatını, kabaca üç aşama halinde incelemek mümkündür.

a) Kendiliğinden (otomatik) imajinasyon aşaması,

b) Bilinçli imajinasyon aşaması,

c) Yüksek bilinç aşaması.

Şunu vurgulamak gerekir ki, bu aşamalar birbirinden kesin çizgilerle ayrılmış değildir. Birinden diğerine çok yumuşak ve uyumlu geçişler vardır. Sayısız nüanslarla spatyom alemi sonsuzluğa doğru uzanıp gider.

Spatyoma geçmek üzere olan bir insanda beynin baskısı ve bu baskı nedeniyle dünya maddelerine bağlı tüm kayıtlar yavaş yavaş ortadan kalkmaya başlar. Varlık, ne kadar ileri tekamül seviyesine sahipse, bu bağlar o kadar çabuk çözülür. Dünyada iken vicdani duygularını bastıran maddi bağlar bu yeni ortamda ortadan kalk-tıkça, insan, içtenlikle kendi iç duygularına kavuşur ve dış alemi unutur. Bu sırada, ruhun bütün iç duyguları, objektif birer varlık halinde şekillenerek onu kuşatır. Bunun sonucu olarak ruh, aşağı yukarı rüyada olduğu gibi, iradesi dışında meydana gelen olaylar içinde, genellikle, yarı şuurlu bir halde yaşamaya başlar.

Spatyoma geçmiş bir insanın imajinasyon yeteneği, dünya’daki durumuna göre çok artmıştır. Ama bu safhada ruh, irade ve imajinasyon faaliyetinin hemen hemen farkında değildir. Spatyomda serbestliğe kavuşan duygu ve eğilimler, hiç çaba harcamadan imajinasyon süreciyle canlanır ve ruh varlığı için gerçekmiş gibi görünür.

Ruhların, bedeni bıraktıktan sonra hemen girdikleri bu evre bir çeşit bilinç kaybı ve şaşkınlık evresidir. Bu aşamada bulunan ruhlar, kendi görüşlerine uygun gelmeyen yabancı bir ortamın içinde birbirini takipeden, genellikle tatsız olayların ve sürprizlerin karşısında şaşkın ve karışık bir ruh hali içindedirler. Etraflarında olup biten şeyleri yalan yanlış yorumlamaya çalışırken, onların nasıl meydana geldiğini bilmezler. Buradaki varlıklar birçok şey meydana getirirler, fakat karşılarında bulunan bu objelerin kendi imajinasyonlarının ürünü olduğunu bilmezler. Burada yaşadıkları hayat tamamiyle kendi imajinasyonlarının yarattığı hayattır.

Bu hayat bazen ıstıraplı bazen de huzurlu olabilir. Dolayısıyla ruhun spatyomda çekeceği ıstıraplar, otomatik imajinasyonun ürünüdür. Örneğin, bir katil, öldürme sahnesinin bütün izlenimlerini ruhunda taşımaktadır. Bedenle olan ilişkisi kesilip spatyoma geçince korku, hiddet, acıma ve pişmanlık gibi duygular bütün canlılığı ile ortaya çıkar ve vicdanın yönlendirmesi ile objektif imajlar halinde ruhu kuşatır. Çok çeşitli, ama aynı konuyla ilgili monoton imajların devamı, katilin ruhu için en büyük işkencedir. Onun bu imajlardan kaçıp kurtulması mümkün değildir. Ruh, bu halin ne kadar sürdüğünü bilemez. Çünkü zaman anlayışı da spatyomda değişime uğramıştır. Bu sahneler, kati-lin ruhundan bu imajlara neden olan duygu ve eğilimler kaybolana kadar devam eder. Geçen süre, ruh için sonsuzluk gibi uzun olabilir. Çünkü spatyomdaki zaman kavramı bizdekinden çok farklıdır. Varlık, asırlardır ıstırap çektiğini ifade edebilir. Bu hal cehennemde bulunmak demektir. Varlık, ıstırabı bütün benliği ile hisseder, ta ki, uyanıncaya kadar. ( E.Arıkdal))

 

-

Geri Dön